Pozitif Düşünmeyin!

Eylül 12, 2015

Her şey bir akıma dönüştüğünde abartma eğilimimiz malumdur. Sağlığa iyi geldigini öğrendiğimiz bir ürünü aşırı tüketip zehirlenmek gibi, son birkaç yıldır kişisel gelişim kitaplarının farklı kavramlaştırmalarla sunduğu “pozitif düşünme” ilkesi de maalesef böyle. Bu akım içerisinde bolca duyduğumuz kavramlar; olumlu-pozitif düşünmek, beyni yönetmek, sır, çekim yasası, kuantum vs. Bugün artık soyut kavramları da aşıp, olguları fizik kanunları ile açıklama çabası, enerji gönderme ve alma (!) noktasına vardırmakta. Kitapçılardaki kişisel gelişim rafları tuhaf isimli kitaplarla dolup taşarken, gazete ve televizyonlarda da “düşünce gücüyle” gerçekleşen başarı hikayeleri (yenilen kronik hastalıklar vs) dönüp duruyor. Geride bıraktığı tat ise “benim yapamadığım, başkalarının yaptığı, hatta kitabını yazdığı” bir akım.

Teoloji ve felsefeyi bir kenarda bırakıp, psikoloji tarihi açısından baktığımızda öncelikle bilişsel (cognitive) modelin bu alanda düşünce sapmaları, olumsuz inançlar ve onların etkileri üstünde uzun zamandır çalıştığını görüyoruz. Yine son on yıl içerisinde “pozitif psikoloji” akımının etkisiyle de bu çalışmaların daha güçlü verilere kavuştuğu ve yeni psikoterapi tekniklerinin gelişmesine fırsat verdiği de bilinmektedir. Yani kişisel gelişim rafları yepyeni bir şey bulmuş değildir.

Peki, bu önü alınamaz “pozitif düşünce” akımında bekleyen tehlike nedir? Birincisi aşırı dozda tüketilmesi ve zehirlenme etkisi: Bireylerin bu fazla konsantre edilmiş önermeler sonucu, olumlu düşünmenin mümkün olmadığı ya da beklenmediği yerlerde de kendilerini böyle düşünmeye zorlamaları. Bu, doğal olan süreçlerin engellenmesi demektir. Örneğin bir kayıp durumunda, boşanmada, işten atılmada; beklediğimiz tepki bir süre çöküş ve yas iken, buna izin vermeden toparlanma çabası gibi. Sonuç ise normal bir duyguya izi vermemek ve sistemi zorlamaktır. İkinci büyük tehlike ise bu fazla konsantre edilmiş önermelerden çıkan yanlış hipotezdir: Kötü bir şey yaşıyorsam bunu ben “çağırmış” olmalıyım! Böylesi bir aşırı genelleme, çevremizde olan negatif yaşam olaylarını kendisiyle ilişkilendiren, egosantrik bir bakıştan fazlası değildir. Bu düşünce kalıbı, bireylerin kontrollerinde olmayan yaşam olaylarından kendilerini sorumlu tutarak, yoğun suçluluk duygusu yaşamalarına sebep olmaktadır.

Neden “pozitif” düşünemiyorum? Yine bu fazla konsantre edilmiş önermeler uyulması mümkün olmayan talimatlar içerir: “…düşünmeyin, …..aklınıza getirmeyin” gibi. Şu önerme bilişsel modelin bildik bir örneğidir: “Aklınıza kırmızı bir tavşan getirmeyin!” Bu talimata uymak mümkün değildir, henüz okurken aklımızda kırmızı bir tavşan belirir. Bunun gibi yönergeler paradoksal yönergelerdir ve bunlara eşlik etmek mümkün değildir. Pozitif düşünmek, bireye “Negatif şeyleri düşünme, pozitifleri düşün!” demekle mümkün olmaz. Yerleşik negatif düşünce kalıpları, birçok yaşam olayı ile şekillenir ve bunları değiştirebilmek için iyi yapılandırılmış modellere ve profesyonel desteğe ihtiyaç duyar.
Lütfen her durumda pozitif düşünmeye çalışmayın!

 

Posted in Blog by admin | Tags: